Bireysellik Üzerine Düşüncelerim
Bu yazıyı yazmanın sevincini yaşıyorum zira uzun zamandır düşündüğüm bir konunun cevabını buldum ki bu beni ziyadesiyle tatmin etti. Dünya sekülerleşiyor, dünya değişiyor ve dünya ileri gidiyor; yaşam ileri gidiyor keza bilim de öyle ve gelişen bilim olduğu gibi felsefe de gelişiyor, tabularımızı birer birer yıktıkça insan psikolojisini arşınlıyoruz. Jung, Adler ve Freud bu muhteşem üçlü derinlik psikolojinin kurucuları ve hepsi de insanlığa katkıları olan güzel insanlar. Seviyorum bu adamları çünkü dünyanın seyrini değiştirmek ile kalmadılar üç farklı ekol kazandırdılar psikolojiye bu ekoller farklı olsa da aynı kapıya çıkıyordu: Bireysellik. Neden önemli bu bireysellik? Sizler bunun cevabını gayet iyi bileceğinizi tahmin ediyorum. Gerek liberal hümanizmin üzerimize saldığı reklam gerekse hocalarımızın ve kişisel gelişim kitaplarının bize verdiği telkinler ile bireyselliğin çok önemli ve yüce bir şey olduğunu kabul ettik. Peki bu duruma nasıl gelebildik? Ortacağ ve gerisi dönemlerde -ki burada 10.000 yıla yakın bir süreden bahsediyorum- toplum sayesinde yaşamını sürdüren insanlar nasıl oldu da çok hızlı bir biçimde değişime ayak uydurup bireyselleştiler? Toplumssal bir biçimde yaşamayı daha iyi kavramanızı istiyorum o yüzden bir örnek vereceğim tarihte çok geriye gitmeye gerek yok. Linda isimli nur topu gibi bir kız çocuğu yaratalım ve onu ana karakterimiz olacak biçimde olaylar çevresine koyalım. Orta çağ düzeninde Linda'mız ailesiyle birlikte yaşıyordu ve kendisine ait odası yoktu herkes aynı saatte yemek yer, aynı saatte çalışır ve aynı saatte uyurdu rutin bir yaşam dizisinden ibaret olan Linda kendisi hakkında söyleyebilecek bir söze sahip değildi zira Linda'nın yaşayabilme şansı çevresindekilerin ona karşı nasıl davrandığı ile ilgilidir. Eğer Linda bu asi düzene isyan edip evden kaçarsa en iyimser ihtimalle bir fahişe olurdu. Tamam bu çok iyimser oldu daha iyimser haliyle haydutlar tarafından tecavüze uğrayıp ölürdü. Linda'nın kendini ifade etme hakkı çok kısıtlı ve kendi isteğini ifade etse bile buna çok rahat karşı çıkabilirlerdi. Karakterimizin üstünde çok kuvvetli bir din baskısı olduğunu da belirtelim. Bu öyle bir dini baskı ki eğer yan komşunun erkeği Lindaya tecavüz ettiyse bunu hiç bir şekilde kimseye söyleyemezdi, söylese bile olaylar onun lehine gerçekleşmeyeceğine emin olabilirdik. Dini baskının yanı sıra toplumun kadınlara bakış tarzı günümüz gibi değil feminizmden bir hayli uzak. Bu durumda üzerindeki psikolojik baskıyı ele aldığımızda ise çok büyük bir travma yaşaması muhtemel. Bazen ortaçağ da doğmadığım için bile mutlu olabiliyorum. Neyse ki insanlığımız ileri gitti ve yüz yıla yakın süren hümanizm reklamları ile dev bir sıçrama yaşadık. Bu öyle bir sıçrama oldu ki insanlar artık bilimle ve sanatla uğraşabiliyor. Bu tür faaliyetler sadece özel insanlara has bir şey değil aksine tüm insanlığın yapması istenen bir gelişim süreci haline geldi. Düzen günümüze gelinceye dek çok hızlı işledi ve şuanda çok farklı işliyor. Hümanizm yüzyıllardır evrendeki tek anlam kaynağı olduğumuza ve özgür iradenin en yüce otorite olması gerektiği düşüncesine bizi zamanla alıştırıyor. Günümüzde özellikle de Avrupa kesiminde neyin ne olduğunu söyleyecek harici bir varlık (Tanrı) beklemektense kendi duygularımızı ve arzularımıza kulak veriyoruz. Jean-Jacques Rousseau yaşamın kurallarını özetlediği yazısında şu sözü belirtmiştir: ''Yapacağım şey konusunda yalnızca kendimi dinlemeliyim: İyi olduğunu hissettiğim her şey iyidir, kötü olduğunu hissettiğim her şey kötüdür.(Emilie adlı kitabından alıntıdır.) Nasıl oldu da birden toplumsallığı bu denli güçlü bir biçimde kırabildik? Bu Adam Smith'in attığı ekonomi temeller ile oluşmuştur zira her şey ekonomiye ve insanların pragmatik düşüncelerine bağlıydı. Orta çağ da veba hastalığına çözüm bulmak isteyen bir köylü kimden para isteyebilirdi? Çiftçinin kızı veba hastası olsa bile çiftçi aralarında karşılıklı güven ve kesin bir şey olmadığı için gerekli maddi desteği vermezdi. Hepimiz kabul ederiz ki o dönemde kazanılan zor parayı bir bilim insanına vermektense yeni bir arazi satın almak çok daha karlı bir eylem olacaktır. İşte bu yüzden insanoğlu sürekli bir kısır döngüde kalmıştır ve dev bilimsel atılımı ekonomi hakkındaki toplum pragmasının değişmesi sayesinde başarabilmiştir. Tarihe baktığımızda sömürgeciliğin çok kötü bir şey olduğu kanaatine bakarız ama günümüzdeki konforlu evlerimizde geçirdiğimiz sıcacık günleri geçmişteki insanların birbirini maksimum düzeyde sömürebilme adına gerçekleştirdiği coğrafi ve bilimsel atılımlara borçluyuz. Peki toplumun pragmasının değişmesi bu kadar önemli rol oynarken Adam Smith dışında kime borçluyuz bireyselleşmeyi? Elbette toplum filozofları ve psikologlara. Kim ne derse desin dünya sembolizm ile anlam kazanıyor. Her şeyin derininin de verdiği bir mesaj ve bir amaç var bu amaçlar ince düşünülmüş detaylarda olsa toplamını ele aldığımızda önemli bir kümeyi meydana getiriyor. Birisi bir adımı başlatır ve diğer kişilerde o adımı ilerletmeye çalışır tarih bunun örneğini çok kez görmüştür. Hümanist düşünceyi gören bir düşünür buna bir katkı yapmak ister ve bir eser verir ve toplamına bir artı puan daha ekler aynı şekilde bireysellik de bir kişiden başlayıp zamanla gündem konusu haline gelip şuan ki düzeni oturttu. Bireysellik konusunda Freud'un çok büyük katkıları olduğunu düşünüyorum. Getirdiği düşünce ve verdiği mesajlar ile yenilikçi bir duruma el atmıştır ve psikoloji bilimini etkilemekle kalmamış ekonomi, iktisat alanlarını da etkilemiştir böylece toplumun sosyolojik yapısı da değişmiş ve yeni bir pragmatik durum meydana gelmiştir. Bu durumu şu şekilde açıklayabilirim: Freud'un yazdığı kitap sayesinde yeğeni Edvard Bernay toplumuun algısını değiştirmiştir ve yine Edvard Bernay'in toplumun algısını değiştirmesiyle yeni bir pragmatik durum tezahür etmiştir. -İzlemek isteyenler ben devri adlı belgeseli izleyebilirler kaliteli ve size bir çok şey katabilecek bir belgeseldir.- Bir olaya olan etkinin tepkisi sadece o olay ile sınırlı kalmayıp diğer olaylara da sıçrıyor bireysellik de böyle bir durumdur, Verilen mesajlar ve çıkartılan kitaplar sayesinde bugün bu düzeydeyiz, Edebiyat tarihinde de çok önemli yazarlar toplumsallığın kötü olması hakkında durmuştur ve toplumsal olmak bir kişinin felaketi olacak derece de korkunç senaryolar yazılmıştır. (Bkz: George Orwell 1984, Aldous Huxley Cesur Yeni Dünya) durum bu iken günümüz modern insanının toplumsallığa pek sıcak gözle baktığı söylenemez. Peki toplumsalık bu kadar kötü müdür? Zannediyorum ki hayır değildir çünkü gelişebilmemiz ve insanoğlunun bu noktaya gelebilmesinde toplumsal yaşamın çok önemli bir katkısı var lakin dünya'nın değişen düzenine ayak uydurmak ve gelişip dev bir sıçrama yapabilmek içinde insanların bireyselliğe ihtiyacı vardı. Nasıl ki her şey bir ihtiyaçtan doğar bireysellikte insanoğlunun gelişimine katkı sağlayabilecek yegane şey olduğu için doğdu. Bugun bireyselligin odak noktamizda olma sebebi çok buyuk bir amaca hizmet ettiginden kaynaklanmaktadir. Nasil ki insan ileri gidebilmek icin cok buyuk bir caba Elimden gelen tek şey bu duruma ait bir örnek sunmak olacaktır. Belirtmek isterim ki burada toplumsallığı savunmuyorum, bundan ziyade bu noktaya nasıl geldiğimizi ve gelinen noktayı yorumlamaya çabalıyorum.
Yorumlar
Yorum Gönder