İnsanlık Hastalıklıdır -Benlik

  Niye hayal ederiz ve bu niçin ekseriyetle acı verir? İnsanlar çeşit çeşit, her biri ayrı derya ve çok özel. Bırakalım artık bu hümanizm saçmalıklarını. Herkes kendini dünyanın merkezinde görüyor diye o kişi dünyanın merkezinde olmuyor, plecebo etkisi ile yapay bir iyimserlik haline kendisini sokan insan manipüle edilmeye hazır oluyor, manipüle eden kişi mi kim? Genelde bir insan sarrafı. Peki ya sarraf dediğimiz kişiler gerçekten insanları tanıyan yaşlı ve tecrübesi bol kimseler midir? Dağda yaşayan bir keşişin iyimserlik hakkında söyledikleri söz onu insanları tanımaya mı iter? Yaptığım sıkça hareketlerden birisi de tanımadığım insanlar hakkında sadece iyimser gibi gözüken, esasında ise hiç bir şey belirtmediğim karakteristik özellikleri söylemek oluyor. Tanıdık geldi mi? Aynı burç yorumları gibi. Niye bu insanlar beni anında insan sarrafı ilan ediyorlar? Kendi dünyasının merkezinde yaşayan insanları sadece basit duygusal bir hayal kurma safhasından sonra etkileyebilmek belki de liberalizmin manipülatörlere sunduğu bir zevk sefası dır. Garip olan ise liberalist ekonominin bundan çift yönlü bir kazanç sağlaması. Hem manipülasyon nasıl yapılır adlı kitaplar satarak hiç bir işe yaramayan boş bilgiler vermesi, hem de manipülasyondan nasıl korunulur adlı temel sistematiği vermekten öteye gidemeyen, herhangi bir sentez yaparak öğrenilmeye de müsait olmayan bilgiler aktararak kazanılan parayı ikiye katlaması. Manipüle etmek gibi durumlarda tabii ki de insanların en çok etkilendikleri kısım eziklik oluyor. Öyle ya da böyle Türkiye deki toplumumuzda çok yüksek bir yüzdenin hayata dair sorunları var ve bu sorunlar da geçmişte yaşanan küçük travmalardan meydana gelmekte. Durum bu olunca çevre ile şartlandırılmış bireyler de sadece kendini özel hissettiğini düşünme durumundan günlük ego tatminini karşılıyor. Güzel medeniyetimizin bilimsel atılımlarıyla her eve bilgisayar girip asosyal olan insanların sayısının artması ise iletişim yetenekleri zayıflamış bireyleri etkileme durumunu daha da basit hale getiriyor. İstenilen duruma uygun olarak çıkarını maksimum seviyeye ulaştıracak manipülatör her zaman iyi ekseriyetle gizlice kötü de olabiliyor. Yalanlar üzerine kurulu benliklerimiz ise her gün kendini eziklik psikolojisinden kurtarmanın bir yolunu arıyor. Kimisi anti depresan kullanarak, kimisi ise video oyunu oynayarak bu duyguyu içeride hapis ediyor ve erteleyerek de kabarmasını sağlıyor, Sosyal programlama ise isyan etmemizi engelliyor, toplumsal bir başkaldırı gerçekleştirmiyoruz. Olaylar hiç bir zaman fight clubtaki gibi gerçekleşmiyor. Bu durum manipülatörün her zaman lehine gerçekleşiyor. Nereden bakarsan bak toplum dökülüyor ve sadece küçük bir yüzde kendini manipülasyona karşı korumaya alıyor ki bu yüzde de hayatta başarılı yerlere gelebilmiş kimseler kümesine girmekte. Kalanlar bizimdir diyen manipülatör önce yalanına kendisini inandırıyor ve kendisini diğerleri gibi dünyanın merkezine koyarak yapay tanrılığını ilan ediyor. Bunu diğerlerinde bir hastalık olarak görüp kendinde ise doğal bir durum olarak varsayması onun tipik özelliklerinden. Onun için her şey anlamaya yakın. Farkını her zaman sihirli bir şekilde belli ediyor: Hitabet üzerinden emellerini gerçekleştirerek kişileri birer kukla misali yönlendiriyor ve kendi benliğini ziyadesiyle tatmin ediyor. Düşüncelerini belli belirsiz imgelemeler ile de konuşturabilen manipülatör kelimeleriyle farklı bir imaj çiziyor. Buna zorunlu değil, elbette değil ama önemli olan oyundan zevk almak değil midir? Yaşamayı bir oyun gibi görüp kendi oyun bahçende seviye atlamaya çalışırken birden ayağı kayarsa ne olacak manipülatörümüzün? Dibe çöker, ama bu yine de bakış açısının bir başka ele alınış şekli de olabilir. Kimisi sever dipte kalmayı zira sessizlik çökmüştür artık ve sorgulama üst düzeydedir, anlamsızlığın olduğu bir dünyaya adımını atmış kapısını kapamış ve sessizce olan biteni dinliyordur. Üretkenliğini maksimum seviyede tutmak için acı çekmesi gerektiğine koşullandırmıştır kendisini ve artık oyun onun için dipte başlamaktadır. Şapkasını taktığı gibi büzük bir beden diliyle bir böcek olduğunu diğer insanlara belirtme çabası kendisini ayrı kılan bir özellik olarak vücudundan yansımakta. Bunu gören çoğunluk ise acıyan gözlerle ona bakmakta. Güzeldir bu duygu, hastalıklı bünyesi acı çektikçe tatmin olma duygusu da kabarıyor, birisi onunla dalga geçip ona vurduğunda zirve yapan duygularım başka bir boyutla ahenk içinde dans etmişcesine neşeleniyor. Kötü olan ise her zaman dibe çöktükçe inecek yerinin kalmamış olması ve mecburen ayağa kalkmak zorunda olman. Bu sefer farklı bir döngüye girişmiştir benlik, yukarı çıkmaya çabaladıkça anlam kazanan hayatta daha farklı şeyleri sorgulamaya başlar. İnsanlar ya da insancıklar, hepsinin hastalıklı bünyesi yanlış bir yolda mı evrimleşmiştir acaba? Sorar bunu kendisine. Cevabını belki biliyordur belki de bilmiyordur, anlamaya yakın hissetmesi önemlidir onun için. Bu sefer rutine bağlanmak istemez ve sıra dışı şeyler denemek ister; düşünür ve bulur, farklı bir yoldan gider. Çocuklarda gözlemlediği durumu kendi ruh haline uygular ve hayal etmeye başlar kendisini simyacıya benzetir, değersiz madenleri altına çevirme hayali kurduğunu düşünür, Bu durumda ne yapardım acaba diye sorar kendisine, biraz tarihi arşınlar ve ilginç bilgileri gözlemler. Karşısına bir çok simyacı çıkmıştır, her biri farklı yoldan gitmiştir. Aslında hiç biri benzemez kendisine ama gönlüdür önemli olan, o hoşnut olsun diye inanır yalanına ve basit bir hayali gerçeği dönüştürmeye çabalar, simyaya başlamayı düşünecek kadar derin düşünmese de  o tarihte hangi kişi ben olurdum diye düşünür. karakter portresini çizerken kendisine en yakın olanı referans alacaktır. Kimi simyacı vardır kendi çapında kimseye haber vermeden işlerini yürütmüştür ve ölümü de bilgileri gibi yok oluşa itelenmiştir. Kimisi daha değişik yollar denemiştir: İnsanları dolandırmak gibi. Hayır bu kesinlikle olduğum şey değil der ve temellendirilemez doğru ye yanlış kavramlarını hemen kendisine göre sıralar ve onların dolandırıcı olmadığını kabul eder. Ardından ise hikayelerini göz atar, ilginçtir kimisi gerçekten çeşitli hilelerle başarılı olmuş ve kraliyet de yer edinmiştir kendisine. Bir anda bünyesini oraya ışınlar ve deneyimli bir simyacı olduğunu kurgular, ana karakterimizin kafası doludur çünkü o ilmi şeylerle ilgili derin düşüncelerinden başka bir şeye vakit ayırmayı kendisine yakıştıramaz. Krala uygun kişi olduğunu çeşitli deneyler ile kanıtlar ve kraliyete girer, artık yaşamı refah ve güven içinde geçecektir ama her şeyin bir sonu olduğu gibi bununda bir sonu vardır. Zaman geçtikçe kralın sabrı tükenir. İlerisi için yalnızca iki seçenek kalmıştır yaşam ve ölüm. Bu iki ince çizgi arasında gidip gelmeye başlar. Kafasının içini kurcalar ve filozof taşını bulmaktan önce sabır taşını elde etmenin anahtarını araştırmaya başlar. Ne yapacağını enine boyuna düşünür ama biliyordur ki kıyıyı gözden kaybetmeden yeni okyanuslar keşfedemeyecektir, düşüncelerinin bu denli kararsızlığı arasında iki seçenek vardır ya gizlice saraydan kaçmaya çalışacak ya da kralı tekrar dolandırmaya, Sayılı günler sona ermiş, seçim günü gelmiştir. Kendisi hangi tip manipülatör olacaktır? Kralı dolandırdığı anlaşılıp zindana atılırken ansızın kellesi uçurulan birisi mi? Yoksa kraldan önce davranıp kaçarak yaptıkları yanına kâr kalarak yaşamını sürdüren birisi mi? Bir çoğunun seçimi de burada başlar, tıpkı manipülatörün seçimi gibi hayat da çift yönlüdür. Kendinden nefret eden kötü birisi olup acı mı çekeceksin? Yoksa gerçek iyiliğin yalnızca çıkarların için var olduğuna inanan bir kötü mü olacaksın? Öyle yada böyle doğru ile yanlış arasında sadece gri bir ayrım çizgisi vardır. Açık gri ve koyu gri.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kadın, Ahlak ve Gelişim Üzerine Bir Bakış Açısı

İnsanlık Hastalıklıdır -AŞK

Kişisel Gelişim Kitaplarının Saçmalığı