Kadın, Ahlak ve Gelişim Üzerine Bir Bakış Açısı
Dünya, her gün değişen. Her salise ise farklılaşan bir diyarların topluluğu. Sadece dünya da değil evren ve nicesi. Değişmeyen hiç bir şey yok. Her şey değişip farklılaşırken bizler şuan burada bunu okuyoruz. Sormamız gereken soru ise şu: Ne kadar farklılaştık? Sizlere orta çağ da yaşanan savaşları aktarmayacağım, ya da önümüzdeki zaferleri. Yaptığım şey düşünmek, sadece düşünmek. Evet, bedava olduğu için günümüzde pek revaçta değil ama bugüne gelmemizi sağlayan şey de bedava olanı geliştirmek. Öne sürdüğüm düşünce ise şu: Ne kadar değiştik?
Bunu şu şekilde algılamak gerekiyor, değişmek sadece farklılaşmak anlamına geliyor ve bu iyi yönde veyahut kötü yönde olabilir. Temel alabileceğimiz net bir iyi yada kötünün ne olduğuna dair bir referans olmadığına göre tamamen kaygan zeminlerde yürüyoruz. Kendime sorduğum başlıca sorular şu: Günümüzde insanların kaçı hayatından memnun? Günümüzde insanların kaçı yaşamdan tatmin oluyor? Günümüzdeki insanların geçmişe oranla ilerlemesi ne durumda? Bunlar basit birer piyasa soruları. Herkesin kafasında aynı şey mutluluk. Kimisi onu elde etmek için bir ömür uğraşırken, kimisi doğuştan beri mutlu olarak yaşar. Önemli olan nokta ise bunu veriler ile referans gösterebilmektir. Dünyaya arabesk, melankoli, depresif müzikler dinleyerek bakan hüzünlü birisinin olaylara karşın yorumu elbette objektif ve doğru olmayacaktır. Aynı şekilde blues, rock, soul ve en önemlisi Klasik Müzik dinleyen birisinin olaylara iyimser bakması da objektif olmayacaktır. Ne yaparsak yapalım kendi kişisel görüşlerimiz ile bir şey belirtirsek, belirttiğimiz şey gerçek, salt verilerin yanına yaklaşamayacaktır. İşte bu yüzden matematik günümüz dünyasında en önemli bilim dalları arasındadır ve bu yazıda da o bilim dalının alt disiplini olan İstatistikten fazlasıyla yararlanacağım. İstatistik veriler bize kendi yorumumuza nazaran olayları çok daha fazla doğru bir biçimde önümüze sürer. Eğer bir düşüncemizi istatistik verileri referans alarak düşünürsek gerçeğe yaklaşmamız bir o kadar kolay ve doğru olur.
Bir karakter yaratmak istiyorum. Bu karakterimiz hayatı boyunca acı çekmiş ve otuzlu yaşlarına dayanmış birisi olsun. Hatta olayı daha da özelleştirmek istiyorum. Bu kişi bir bayan ve adada kalıyor. Ada ilkel kalmış bir ada ve erkekleri kadına sürekli tecavüz ediyor, dövüyor; ağır işler yaptırıyor. Kurduğumuz hayale göre kadın mutsuz, acı çekiyor ve ağlıyor. Bu duruma karşın kadının erkekleri öldürmesi meşru bir davranış mıdır? Elbette hayır diyorsunuz. Fakat bir durum daha ekliyorum adada mahkeme yok. Bu duruma karşı kadın ne yapacak? Adadan kaçabilir ama yakalandığı için daha önce öldüresiye dövülmekten korkuyor. Cevaplar kesinlikle çok ilginç olacaktır. İnanıyorum ki yaratıcılığınızı kullanabilirsiniz ve bunu kendi hayatınızdan bir parça ile birleştirebilirsiniz. İnsan eş duyum duygusu gelişmiş bir canlıdır ama yine de çoğunuz kadının erkekleri öldürmemesi gerektiğini söylüyor. Buna karşılık bende sizden şu filmi izlemenizi rica ediyorum: Bedevilled
Bahse varım ki çoğunuz filmi izledikten sonra kadının erkekleri öldürmekle haklı bir davranışta bulunduğunu öne sürecek. Sebebi ise empati yapmanız ve kadının yerine kendinizi koymanız. Peki fikrinde sabit bir insan olduğunuzu düşünelim neden fikrinizi değiştirdiniz? Sebebini tahmin edebilirim ama birden çok olasılık var ve olasılıkların hepsi irrasyonel düşündüğünüzü öne sürüyor. Gerçekçi ve mantıklı değil. İşte insanın bu gibi irrasyonel düşünceleri yüzünden dünya üzerinde tamamıyla doğru bir hukuk sistemi yok, sadece doğruya en yakın olanı seçmeye çalışıyoruz ve onda da başarılı olup olmadığımızın yorumlaması size kalıyor. Benim ilgilendiğim nokta düşünce. Düşünce nasıl oluyor da kendi ile özdeşleşince bir anda değişebiliyor? Bu durumu düşündüm ve kendime ait olan bir mantık sistemi geliştirdim. Öne sürdüğüm davranışlarımız üzerine yorumlamam şu oldu: Bir insan olayların dışında kalabildiği sürece karakter özelliğine bağlı olarak objektif olabilir ama kişi olayların içine dahil olduğu an objektif olmaktan çıkar ve kendi bakış açısının yorumlamasına göre eylemi irdeler. Bu yüzden birçoğumuz filmi izledikten sonra fikri değişti çünkü olayların içerisine daldık. Beynimizin mantık kısmı devrede ve mantığın düşünüş biçimini sekteye uğratmadan farklı bir şekilde mantık yürütmeye başladık, kendimize göre olan mantığı. Peki olayları istatistik veriler olarak irdelersek karşımıza ne tür sonuçlar çıkacak? Aradığım veriler şu: Dünyadaki kadınların kaçı özgür? Dünyadaki insanların kaçı mutlu ve Dünyadaki insanların kaçı savaştan kaçıyor veyahut savaşıyor? Eğer ki bu verilere erişebilirsek bize sunulacak rakamlar doğruya en yakını olacaktır. Bu da bizim kendi görüşümüzden çok daha fazla isabetli sonuçlar anlamına geliyor.
Elimizdeki istatistik verileri öne sürdüğümüzü varsayalım ve yazımız için ciddi anlamda kuvvetli bir temel oluşturmuş olalım. O halde bu sonuçlar üzerinden geçmişe yönelik nasıl bir karşılaştırma yapabiliriz? Cevabım yapamayız. Geçmiş dediğimde on yıl önceki gibi bir yakın geçmişten değil yüz, iki yüzyıl önceki geçmişten bahsediyorum. Hatta biraz daha ileri giderek altı yüz yıl önceki orta çağ dönemine girersek oradaki insanlarla nasıl kendimizi karşılaştıracağız? İşte burada devreye empati yeteneğimiz, akıl ve mantığımızı sonuna kadar kullandığımız varsayımlar giriyor. Elbette bunun için dönemin tarih arşivlerine bakmak ve olabildiğince fazla veri toparlamak gerekiyor. Ardından ise dönemin sosyolojik yapısını (çünkü o dönemler insanlar topluluk halinde yaşarlardı) ve bireyselliğe bakış açısını incelemek gerekiyor. Ardından ise akıl yürütmemizi yapabiliriz. Burada önemli olan kısım ise şu: Günümüzdeki olaylara karşın yapacağımız bir akıl yürütmeye nazaran geçmişteki akıl yürütmenin sağladığı veriler çok daha fazla doğru olacaktır. Öne sürdüğüm davranış yorumlamama göre olayın dışındayız ve objektif olabiliyoruz. O halde dönemin en önemli özelliklerini şu olarak belirliyoruz: Cinsellik. En önemli dürtümüz olan ve tüm davranışlarımıza yön veren, sosyal iletişimimizi etkileyen bir dürtü. Başlıca zevk kaynağı ve ilkel dürtü olarak en önemli olan kısım. Geçmişteki insanların en büyük hobisi cinsellikti ve ulaşımı en kolay olduğu için sürekli cinsellikten zevk alıyorlardı. İkinci zevk alınan eylem ise yemek oluyor. Geçmişte çoğu insanın açlıktan öldüğünü biliyoruz. Gerek ulaşım sıkıntısı, gerekse diğer sıkıntılar ile açlık geçmişte çok fazla. İnsanların bazen ektiği ekinler yerle bir olabiliyor ve tüm diyarı bir kıtlık alıp götürüyor sonuç mu? Ölüm. Üçüncü önemli verimiz ise cahilliğin çok fazla olması. Bu biraz daha genel bir anlam ifade ediyor ama orta çağ insanı hakkında düşünecek isek onların cahilliğini hesaba katmalıyız. Özellikle erken orta çağ dönemini. Yoksa papa üç yüzyıl boyunca dünyanın öküzün üstünde olduğunu inandırabilir miydi insanları? Hayır. Verilerimiz bu şekilde devam ederken önemliden en az önemliye dair girdileri girdikçe ve sisteme ne kadar çok veri ekledikçe gerçek veriye ulaşmamızda bir o kadar isabetli oluyor.
Olayları bu şekilde bilimsel bir biçimde irdelediğimizde her şey daha da fazla net ve önümüz karanlıktan, aydınlığa doğru yer değiştiriyor. Yanılma durumu yine var fakat eskiye nazaran çok daha az. Gelişim dediğimiz durum kendini gösterdi geçmiş ile bugün arasında. Lakin bahsettiğimiz gelişim konusu çok kapsamlı bir konu ve ben bunu olabildiğince daraltmak istiyorum. İnsanın davranışlarının gelişimi olarak. Bugün insan hakları olarak insana verilen değer geçmişe oranla fazlasıyla değerli. Özellikle kadınların hakları olarak bakar isek Avrupa mahkemesinin yaptığı pozitif ayrımcılık ve feminizm hareketleri ile erkeklerin toplum üzerindeki baskıları biraz daha azaltıldı. Geçmişe bakacak olursak bir kadını cadı diye asmak, bir kadını dövmek, tecavüz etmek ve onu kendi malı olduğunu zannetmek gayet yaygın ve doğal bir davranıştı. Olaylara bu bakış açısından bakınca günümüzde modernleşme adı altında gerçekten de gelişim gösteriyoruz. Ayrıca sürekli olarak da bir damıtma gibi damlaya damlaya tecrübelerimiz fazla oluyor ve en ideal sistemi kurmaya yavaş yavaş yol alıyoruz. Peki günümüz dünyasında mutluluk durumu ne düzeyde?
TRIG Şirketinin 2012 yılında yaptığı anketin sonuçları beni çok şaşırttı. Ben mutlu bir insanım ve doğal olarak da savaşta olmayan insanların %80'inin mutlu olduğunu düşünürdüm. Dünya o kadar güzel bir yer ki yapacak sınırsız şey var ve bitmiyor. Kendi düşüncelerime nazaran bir de istatistik verilere baktığımda inanmakta güçlük çektim. Veriler şu şekilde:
İtiraf etmeliyim ki muazzam derece de yanılmışım. İnsanların sadece %53'ünün mutlu olması ve benim bu grupta yer almam kendimi şanslı birisi saymak için yeterli bir sebep. Önümüze verileri koyduğumuzda ve bu verileri birkaç farklı araştırma ile karşılaştırıp sonuçların birbirine çok yakın olduğunu gördüğümüzde kendi eksenimiz üzerinde olayları düşünmenin ne kadar yanlış olduğunu göz önüne seriyor ve bize bir konuda düşünmek için yol açıyor. Daha ne kadar yolumuz var? Genel olarak insanlığımızın mutluluk seviyesini yukarı çıkartmak için daha ne kadar yolumuz var? Yuval Harari yazdığı Homo Deus isimli kitabında bu konuya uzunca bir bölüm bırakmış olup öne sürdüğü şeyler oldukça mantıklı. Yine de söyleyebilirim ki kendimizi gelişmiş zannetmek bir yanılgıdan ibaret. Dünyaya insanlığımızın mutluluğu ve refah seviyesi açısından bakarsak daha ilerlememiz gereken çok yol var ve biz insanlık olarak o yolun başındayız.
Selam.
Kaynakça:
1-) http://www.marketwired.com/press-release/global-poll-shows-53-of-the-world-is-happy-but-what-about-the-us-1636612.htm
2-) http://www.healthline.com/health/depression/statistics-infographic
3-) https://ulasloris.wordpress.com/2015/09/03/ortacagda-avrupanin-kitlikla-imtihani/
Bunu şu şekilde algılamak gerekiyor, değişmek sadece farklılaşmak anlamına geliyor ve bu iyi yönde veyahut kötü yönde olabilir. Temel alabileceğimiz net bir iyi yada kötünün ne olduğuna dair bir referans olmadığına göre tamamen kaygan zeminlerde yürüyoruz. Kendime sorduğum başlıca sorular şu: Günümüzde insanların kaçı hayatından memnun? Günümüzde insanların kaçı yaşamdan tatmin oluyor? Günümüzdeki insanların geçmişe oranla ilerlemesi ne durumda? Bunlar basit birer piyasa soruları. Herkesin kafasında aynı şey mutluluk. Kimisi onu elde etmek için bir ömür uğraşırken, kimisi doğuştan beri mutlu olarak yaşar. Önemli olan nokta ise bunu veriler ile referans gösterebilmektir. Dünyaya arabesk, melankoli, depresif müzikler dinleyerek bakan hüzünlü birisinin olaylara karşın yorumu elbette objektif ve doğru olmayacaktır. Aynı şekilde blues, rock, soul ve en önemlisi Klasik Müzik dinleyen birisinin olaylara iyimser bakması da objektif olmayacaktır. Ne yaparsak yapalım kendi kişisel görüşlerimiz ile bir şey belirtirsek, belirttiğimiz şey gerçek, salt verilerin yanına yaklaşamayacaktır. İşte bu yüzden matematik günümüz dünyasında en önemli bilim dalları arasındadır ve bu yazıda da o bilim dalının alt disiplini olan İstatistikten fazlasıyla yararlanacağım. İstatistik veriler bize kendi yorumumuza nazaran olayları çok daha fazla doğru bir biçimde önümüze sürer. Eğer bir düşüncemizi istatistik verileri referans alarak düşünürsek gerçeğe yaklaşmamız bir o kadar kolay ve doğru olur.
Bir karakter yaratmak istiyorum. Bu karakterimiz hayatı boyunca acı çekmiş ve otuzlu yaşlarına dayanmış birisi olsun. Hatta olayı daha da özelleştirmek istiyorum. Bu kişi bir bayan ve adada kalıyor. Ada ilkel kalmış bir ada ve erkekleri kadına sürekli tecavüz ediyor, dövüyor; ağır işler yaptırıyor. Kurduğumuz hayale göre kadın mutsuz, acı çekiyor ve ağlıyor. Bu duruma karşın kadının erkekleri öldürmesi meşru bir davranış mıdır? Elbette hayır diyorsunuz. Fakat bir durum daha ekliyorum adada mahkeme yok. Bu duruma karşı kadın ne yapacak? Adadan kaçabilir ama yakalandığı için daha önce öldüresiye dövülmekten korkuyor. Cevaplar kesinlikle çok ilginç olacaktır. İnanıyorum ki yaratıcılığınızı kullanabilirsiniz ve bunu kendi hayatınızdan bir parça ile birleştirebilirsiniz. İnsan eş duyum duygusu gelişmiş bir canlıdır ama yine de çoğunuz kadının erkekleri öldürmemesi gerektiğini söylüyor. Buna karşılık bende sizden şu filmi izlemenizi rica ediyorum: Bedevilled
Bahse varım ki çoğunuz filmi izledikten sonra kadının erkekleri öldürmekle haklı bir davranışta bulunduğunu öne sürecek. Sebebi ise empati yapmanız ve kadının yerine kendinizi koymanız. Peki fikrinde sabit bir insan olduğunuzu düşünelim neden fikrinizi değiştirdiniz? Sebebini tahmin edebilirim ama birden çok olasılık var ve olasılıkların hepsi irrasyonel düşündüğünüzü öne sürüyor. Gerçekçi ve mantıklı değil. İşte insanın bu gibi irrasyonel düşünceleri yüzünden dünya üzerinde tamamıyla doğru bir hukuk sistemi yok, sadece doğruya en yakın olanı seçmeye çalışıyoruz ve onda da başarılı olup olmadığımızın yorumlaması size kalıyor. Benim ilgilendiğim nokta düşünce. Düşünce nasıl oluyor da kendi ile özdeşleşince bir anda değişebiliyor? Bu durumu düşündüm ve kendime ait olan bir mantık sistemi geliştirdim. Öne sürdüğüm davranışlarımız üzerine yorumlamam şu oldu: Bir insan olayların dışında kalabildiği sürece karakter özelliğine bağlı olarak objektif olabilir ama kişi olayların içine dahil olduğu an objektif olmaktan çıkar ve kendi bakış açısının yorumlamasına göre eylemi irdeler. Bu yüzden birçoğumuz filmi izledikten sonra fikri değişti çünkü olayların içerisine daldık. Beynimizin mantık kısmı devrede ve mantığın düşünüş biçimini sekteye uğratmadan farklı bir şekilde mantık yürütmeye başladık, kendimize göre olan mantığı. Peki olayları istatistik veriler olarak irdelersek karşımıza ne tür sonuçlar çıkacak? Aradığım veriler şu: Dünyadaki kadınların kaçı özgür? Dünyadaki insanların kaçı mutlu ve Dünyadaki insanların kaçı savaştan kaçıyor veyahut savaşıyor? Eğer ki bu verilere erişebilirsek bize sunulacak rakamlar doğruya en yakını olacaktır. Bu da bizim kendi görüşümüzden çok daha fazla isabetli sonuçlar anlamına geliyor.
Elimizdeki istatistik verileri öne sürdüğümüzü varsayalım ve yazımız için ciddi anlamda kuvvetli bir temel oluşturmuş olalım. O halde bu sonuçlar üzerinden geçmişe yönelik nasıl bir karşılaştırma yapabiliriz? Cevabım yapamayız. Geçmiş dediğimde on yıl önceki gibi bir yakın geçmişten değil yüz, iki yüzyıl önceki geçmişten bahsediyorum. Hatta biraz daha ileri giderek altı yüz yıl önceki orta çağ dönemine girersek oradaki insanlarla nasıl kendimizi karşılaştıracağız? İşte burada devreye empati yeteneğimiz, akıl ve mantığımızı sonuna kadar kullandığımız varsayımlar giriyor. Elbette bunun için dönemin tarih arşivlerine bakmak ve olabildiğince fazla veri toparlamak gerekiyor. Ardından ise dönemin sosyolojik yapısını (çünkü o dönemler insanlar topluluk halinde yaşarlardı) ve bireyselliğe bakış açısını incelemek gerekiyor. Ardından ise akıl yürütmemizi yapabiliriz. Burada önemli olan kısım ise şu: Günümüzdeki olaylara karşın yapacağımız bir akıl yürütmeye nazaran geçmişteki akıl yürütmenin sağladığı veriler çok daha fazla doğru olacaktır. Öne sürdüğüm davranış yorumlamama göre olayın dışındayız ve objektif olabiliyoruz. O halde dönemin en önemli özelliklerini şu olarak belirliyoruz: Cinsellik. En önemli dürtümüz olan ve tüm davranışlarımıza yön veren, sosyal iletişimimizi etkileyen bir dürtü. Başlıca zevk kaynağı ve ilkel dürtü olarak en önemli olan kısım. Geçmişteki insanların en büyük hobisi cinsellikti ve ulaşımı en kolay olduğu için sürekli cinsellikten zevk alıyorlardı. İkinci zevk alınan eylem ise yemek oluyor. Geçmişte çoğu insanın açlıktan öldüğünü biliyoruz. Gerek ulaşım sıkıntısı, gerekse diğer sıkıntılar ile açlık geçmişte çok fazla. İnsanların bazen ektiği ekinler yerle bir olabiliyor ve tüm diyarı bir kıtlık alıp götürüyor sonuç mu? Ölüm. Üçüncü önemli verimiz ise cahilliğin çok fazla olması. Bu biraz daha genel bir anlam ifade ediyor ama orta çağ insanı hakkında düşünecek isek onların cahilliğini hesaba katmalıyız. Özellikle erken orta çağ dönemini. Yoksa papa üç yüzyıl boyunca dünyanın öküzün üstünde olduğunu inandırabilir miydi insanları? Hayır. Verilerimiz bu şekilde devam ederken önemliden en az önemliye dair girdileri girdikçe ve sisteme ne kadar çok veri ekledikçe gerçek veriye ulaşmamızda bir o kadar isabetli oluyor.
Olayları bu şekilde bilimsel bir biçimde irdelediğimizde her şey daha da fazla net ve önümüz karanlıktan, aydınlığa doğru yer değiştiriyor. Yanılma durumu yine var fakat eskiye nazaran çok daha az. Gelişim dediğimiz durum kendini gösterdi geçmiş ile bugün arasında. Lakin bahsettiğimiz gelişim konusu çok kapsamlı bir konu ve ben bunu olabildiğince daraltmak istiyorum. İnsanın davranışlarının gelişimi olarak. Bugün insan hakları olarak insana verilen değer geçmişe oranla fazlasıyla değerli. Özellikle kadınların hakları olarak bakar isek Avrupa mahkemesinin yaptığı pozitif ayrımcılık ve feminizm hareketleri ile erkeklerin toplum üzerindeki baskıları biraz daha azaltıldı. Geçmişe bakacak olursak bir kadını cadı diye asmak, bir kadını dövmek, tecavüz etmek ve onu kendi malı olduğunu zannetmek gayet yaygın ve doğal bir davranıştı. Olaylara bu bakış açısından bakınca günümüzde modernleşme adı altında gerçekten de gelişim gösteriyoruz. Ayrıca sürekli olarak da bir damıtma gibi damlaya damlaya tecrübelerimiz fazla oluyor ve en ideal sistemi kurmaya yavaş yavaş yol alıyoruz. Peki günümüz dünyasında mutluluk durumu ne düzeyde?
TRIG Şirketinin 2012 yılında yaptığı anketin sonuçları beni çok şaşırttı. Ben mutlu bir insanım ve doğal olarak da savaşta olmayan insanların %80'inin mutlu olduğunu düşünürdüm. Dünya o kadar güzel bir yer ki yapacak sınırsız şey var ve bitmiyor. Kendi düşüncelerime nazaran bir de istatistik verilere baktığımda inanmakta güçlük çektim. Veriler şu şekilde:
- Dünyanın yüzde 53'ü "mutlu" olduklarını söylüyor
- Dünyanın yüzde 31'i "mutlu ya da mutsuz" olduklarını söylüyor
- Dünyanın yüzde 13'ü "mutsuz" olduklarını söylüyor
- Yüzde 3 yanıt vermedi
İtiraf etmeliyim ki muazzam derece de yanılmışım. İnsanların sadece %53'ünün mutlu olması ve benim bu grupta yer almam kendimi şanslı birisi saymak için yeterli bir sebep. Önümüze verileri koyduğumuzda ve bu verileri birkaç farklı araştırma ile karşılaştırıp sonuçların birbirine çok yakın olduğunu gördüğümüzde kendi eksenimiz üzerinde olayları düşünmenin ne kadar yanlış olduğunu göz önüne seriyor ve bize bir konuda düşünmek için yol açıyor. Daha ne kadar yolumuz var? Genel olarak insanlığımızın mutluluk seviyesini yukarı çıkartmak için daha ne kadar yolumuz var? Yuval Harari yazdığı Homo Deus isimli kitabında bu konuya uzunca bir bölüm bırakmış olup öne sürdüğü şeyler oldukça mantıklı. Yine de söyleyebilirim ki kendimizi gelişmiş zannetmek bir yanılgıdan ibaret. Dünyaya insanlığımızın mutluluğu ve refah seviyesi açısından bakarsak daha ilerlememiz gereken çok yol var ve biz insanlık olarak o yolun başındayız.
Selam.
Kaynakça:
1-) http://www.marketwired.com/press-release/global-poll-shows-53-of-the-world-is-happy-but-what-about-the-us-1636612.htm
2-) http://www.healthline.com/health/depression/statistics-infographic
3-) https://ulasloris.wordpress.com/2015/09/03/ortacagda-avrupanin-kitlikla-imtihani/
Dostum sana güzel bir eleştirim var :) umarım birşeyler katarız birbirimize
YanıtlaSilBaşlangıçta bir kadından ve özelliklerinden yaşadığı travmalardan bahsediuorsun.Ve kadının erkeği öldürmesi gerekip gerekmediğini soruyorsun? Buna cevabım mahkeme olsada olmasada öldürmelidir olur çünkü mahkeme varsa bile sorulması gereken şey mahkemeninde objektifliğidir bunu nasıl belirleyebiliriz önceki kararlarına bakarak mı? Cevabın evetse
Yine yanılgıya düşersin önceki yaptıklarına bakarak objektifliğini bulamayız çünkü aynı şuan oluşan mahkeme gibi o sorgulanan mahkemelerinde objektifliği sorgunlanması ortaya çıkıyor ve bu iş içinden çıkılmaz bir hal alıyor nedeni ise eksik ve yetersiz bilgilerle akıl yürütmeye çalışılmasıdır
Cevabın hayırsa mahkemenin objektifliğinin kaynağını nasıl belirleriz ?
Benim kadının erkeği öldürmesini istemem aslında kendim için veya subjektif olduğum için değil aksine herkesin kabullendiği ve objektif olan bilim dallarından fiziğin alanına girer bu da etki-tepki yasasıdır.Masaya sert bir yumruk atarsan elinin acıyacağını bilirsin aynı böyle olarak şiddete uğrayan bir kadının tepki olarak fiziksel veya zihinsel birşeyler yapması normaldir öldürmek istemesi ise en doğal hakkıdır fizik yasasıyla korunmuştur.
YanıtlaSilDiğer bir konuya değinmek gerekirse modern zamanda kadına şiddetin engellenmesi gerçekleşmiştir herkes bilirki erkekler tartışmalarını fiziksel olarak gerçekleştirirler.Bunda mutabıksak şimdi erkeğin ezilmesi ve dünyadaki devletlerin hukuksal çelişkisimden bahsedeyim.Kadınların tartışmalarını zihinsel şiddet dırdır ve laf dalaşıyla yaptığını inkar eden ya dişi aslandan bahsettiğimi sanar yada hiç dişi görmemiştir.Günümüz insanının stresle uğraşı yetmezmiş gibi kadınların erkeğe uyguladıkları zihinsel şiddet fiziksel şiddetten daha ağır travmalara bozuk psikolojili pısırık ezik baskın olmayan aile bireylerini artırmaktadır tabiki yinede evrimsel olarak doğal seçilimin güçlüleri ayıklaması olduğuda aşikar sorun şurada erkeğe uygulanan zihinsel şiddete kim dur diyecek devlet tarafsızlığını kaybettiğinde ve karşı cinsi seçtiğinde diğer cins yani erkekte şiddete engel vermedikçe gel sen benim için savaş deme hakkına sahipmidir? Sahip olsa bile hangi erkek beni zihinsel olarak siksinler diye devlete yardım ederki hangi salak ??